Birgün sevginizi itiraf etmek zorunda kaldığınızda, gerçekleri yokmuş gibi göstermek isteseydiniz ne yapardınız?
       Gerçeklerini bildiğiniz bir insanın  sırlarından haberiniz var mıydı?
      
Bir son oluşturmak için etikdışı düşüncelere sürüklenmeye başlarsanız bu son aslında sizin sonunuz değil midir? 
      
Peki tüm bunlar arasında  kader önünüze yeni bir oyun çıkarmak üzere ise...


Gerçekleri bilmek istiyoruz çünkü sırları da öğrenme tutkumuz bunda büyük rol oynuyor. Sırları bilmeye hakkımız var mı? Sırlar gerçekler gibi değil aslında. Sırlar bize ait, sırlar özel… Gerçekleri sırmış gibi gösteremezsiniz. Eğer böyle bir çabanız olursa bilin ki yenik düşersiniz. Çünkü gerçekler sırların arkasında değil önündedir.

Özel yaşam ile sosyal yaşam arasındaki farkı birbirinden ayırmadığınız sürece etik sınırları ortaya koyabilmemiz daha da zorlaşır. Aklımızdan çıkarmamalıyız ki etik, yaşamın her safhasında gerekli. Bunun gereksiz görülmesinin getirdiği olumsuz sonuçları çevremizde zaten izliyoruz.
 

Gerçekler Bilinir Sırlar İse Asla...
Duygusal Etik tarzındaki bir öykünün başlığı bu. Sevginin özünde etik ve ahlâk öğelerini birleştirmenin zorluklarını bildiğim halde bu öyküyü yazmayı göze aldım. Bugün sevgi, etikdışılığın ve ahlakdışılığın şiddetine maruz kalmaktadır. Ayrılık ile sonuçlanan bu üzücü durumun kimseye faydası yoktur ve olmayacaktır. Zamanın aşındırıcı ve bozucu etkileriyle görüyoruz ki; sevgi, boşvermişliğe ve acımasızlığa tutsak edilmek isteniyor.

Görsel medyada gerçek sevgi adına dayatılan duyguların kötü, olumsuz ve her türlü etkiye açık  bir şekilde kullanıldığını ve sorumsuzca yok edilmeye çalışıldığını izledikçe birşeyler yapmam gerektiğini düşündüm. Kanımca doğru olan, okuyuculara ulaşarak kararı onların vermesini sağlayacak bir kitap yazmaktı.  

Yüce bir duygu olan sevgi ile etik ve ahlâk öğelerini birleştirerek ortaya mantıksal bir duygusallığın çıkabileceğini düşünmek çok yanlış. Belki de bunu bir tür tarz olarak kabul etmek en güzeli. Sevmek ve etik… Bu iki temel kavram yaşam öğretisi ve sanatı içerisinde sonsuza kadar bir arada kalmalıdır.

Sevgi, ayrılık, kavuşma, ve etik...

Duygularınıza yeniden sahip çıkacağınız bir öyküyü okumaya hazırlanın!...

Dr. Çağatay ÜSTÜN; İzmir’de doğdu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Çeşitli sağlık kurumlarında pratisyen hekimlik sürecini tamamladı. Tıp Etiği (Deontoloji) ve Tıp Tarihi alanında doktora eğitimi aldı.  Uzmanı olduğu konularda makaleler ve kitaplar yazdı. Halen aynı alandaki bilimsel faaliyetlerine Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde devam etmektedir.

 

 

YAZARIN BASILMIŞ DİĞER KİTAPLARI

1. Tıbbiyeli (İyi İnsan-İyi Hekim) Prof.Dr. Emin Faik Üstün Editör: Dr. Çağatay Üstün, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları No:153, İzmir  2000. ISBN 975-483-466-0

2. Tıp Etiği Kavramlarına Giriş- Yrd.Doç.Dr. Çağatay Üstün / Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayını:154, İzmir 2002. ISBN 975-483-539-X

3. Hekim, Tabip, Doktor -"Onlardan Anılar" Editör: Dr. Çağatay Üstün / Dr. Eren Akçiçek, Dr. Fehmi Akçiçek, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları No:155, İzmir 2003. ISBN 975-483-578-0

4. Tıp Sanatının Ustası Hippokrates, Dr. Çağatay Üstün, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları No:156, İzmir 2003. ISBN 975-483-590-X